

1897 yılında Kafkasya göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mehmet Zahid Efendi Bursa’da doğdu. İlk tahsilini Bursa Oruçbey İbtidaîsi’nde tamamlayan Mehmet Zâhid Efendi daha sonra orta öğrenimi Maksem İdadîsi ve Bursa Sanayi-i Nefîse Mektebi’nde tamamladı.O yıllarda patlak veren Birinci Dünya Savaşı sebebiyle askerliğe çağrılan Zahit Efendi, uzun yıllar askerlik yaptı.
Bugün İskender Paşa Dergâhı olarak bilinen Gümüşhanevi Dergâhı ile askerlik görevi sırasında İstanbul’da tanışan Mehmet Zahit Kotku, o yıllarda Dağıstanlı Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi’ye talebe oldu. Ramuz el-Ehadîs ve Hizb-i Azam, gibi kitapları okutmak üzere diploma alan Mehmet Zahit Kotku Hazretleri aynı zamanda Beyazıt, Fatih ve Ayasofya Camii ve medreselerindeki derslere devam etti.
DERGAHLAR KAPATILINCA İSTANBUL’DAN GİTTİ
30 Kasım 1925’te çıkan yasayla birlikte tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından İstanbul’dan ayrılarak Bursa’ya dönen Mehmet Zahit Kotku Hazretleri 15 yıl kadar imamlık yaptı.Eski dergah arkadaşı Abdülaziz Bekkine’nin vefatının ardından tekrar İstanbul’a dönen Zahit Kotku Hazretleri, Fatih Zeyrek’te bazı camilerde imamlık yaptı. Ardından 1958 yılında İskender Paşa Camii imam hatipliğine tayin oldu.
Uzun yıllar vaaz verdiği İskender Paşa Camii’nde birçok kesimden on binlerce insanı irşad eden Zahit Kotku Hazretleri, yazılı türde pek çok eser bırakırken yetiştirdiği insanlarla öne çıktı.
Zahit Kotku, başta merhum Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi olmak üzere Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Korkut Özal, Cevat Ayhan gibi isimlerin hocası olarak hatırlanıyor.
Hayatı boyunca etrafında toplananlara vâz ve nasihat ederek yol göstermeye çalışan Mehmet Zahit Kotku Hazretleri, uzunca bir müddet Pazar günleri ikindi namazının ardından hadis dersleri yaptı.
MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ İÇİN ÇALIŞTI
İskender Paşa Camii’ndeki görevi sırasında cemaatin ihtiyaçlarının giderilmesinin yanı sıra Müslümanların birlik ve beraberlik içinde bulunmaları gerektiğine dikkat çeken Kotku Hazretleri “Görmez misin ki, yağmur ne kadar çok yağarsa yağsın, tânecikleri hemen birleşir, toplanırlar. Derken dereler, nehirler meydana gelir.
Neticede bunlar barajları doldurur. Bu ne büyük bahtiyarlıktır. Bundan ibret almalı, birlik ve beraberliğimizi temine çalışmalıyız. Tek tek hareket edersek, hepimiz helâk oluruz.
Ne kadar dindâr olursan ol, birlik ve beraberliği her işin üstünde tutmadıkça, herkes kendi başına buyruk hareket ettikçe bir yere varılmaz” diyordu.
Manevi hallerinden hatıralarMehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin kerametleri bir başka deyişle manevi halleri hem öğrencileri hem de Türkiye’nin önde gelen, Celalettin Ökten gibi, aydınları tarafından sık sık anlatılır. İşte bunlardan bazıları:
Yedi yıllık imam hatip okullarının kurucusu olan Celaleddin Ökten Hoca hacca gitmek istiyordu. Aylarca uğraştı, çalmadık kapı bırakmadı fakat bir türlü pasaport alamadı…
Yine bir gün yatsı namazını müteakip Hocaefendi’nin odasında oturduğu yerde uyuklamaya başladı… Hocaefendi Celal Hoca’ya eğilerek ve gülümseyerek “Celal hoca pasaportunu aldın mı?” dedi. Celal Hoca da gülümseyerek, “Aldım efendim” dedi. Zira Celal Hoca o anda rüyasında pasaportunu almıştı. Ertesi gün de Ankara’dan pasaportu geldi.
Bir öğrencisi anlatıyor: Bir defasında camide herkes ayağa kalkmış saygıyla gelişini bekliyordu. Gençliğin verdiği vurdumduymazlıktan olacak, “Bu kadara da ne gerek var?” diye düşünmüştüm. Hocaefendi yerine geçti ve gözümün içine baka baka, “Siz bizi seveceksiniz ki, biz de sizi sevelim” dedi. Çok utanmıştım.
Yukardakine benzer bir olay da Ali Rıza Demircan Hoca’nın başından geçmiş:
Bir gün İskenderpaşa Camii’ne gelmiştim. Henüz Hocaefendi’ye bir gönül bağım yoktu. Süleymaniye Camii imam ve hatibi olmam vesilesiyle gittiğim her yerde bizi imamete geçiriyorlardı.
Böyle olur mülahazasıyla, imamette İnfitar Suresi’ni okumayı planladım. Bu arada Hocaefendi geldi, direkt imamete geçti ve İnfitar Suresi’ni okumaya başladı.
Eski bir bürokratın anlattıkları ise Hocaefendi’nin hem dünya görüşünü yansıtması hem de söylenmeden insanların düşündüklerini bilebilmesiyle ilgili ilginç bir hatıra:
“Bir defasında Hocaefendi ile Medine’deyiz… Mescid-i Nebevi’nin önünde bir yerde Hocamız oturuyorlardı. Hocaefendi’nin yanında bir bayan da vardı. Oradan geçen bir Müslüman, sadaka almak için oturmuş ihtiyaç sahibi sanarak Hocaefendimiz’in yanına yaklaşıyorlar.
Hocamız 100 riyali alıyorlar, itiraz etmiyorlar. Yanında bulunan o hanım, “Vah bu da ne biçim Hocaefendi, dilenci gibi para aldı” diye içinden geçirmiş bir insanın ruh haliyle Hocaefendi’ye bakmış. Hocaefendi başını çevirip şöyle kendine has bir bakışla bakmış ve şöyle demiş:
Bilir misin hanım kızım, bu parayı almamda ne hikmetler vardır. Birincisi, eğer almasaydım, bu sadakayı veren adamın kolunu kanadını kırmış olurdum. Bir daha sadaka vereceği zaman gene terslenir miyim diye düşünürdü. İkincisi, ben sadakayı aldım ki, “Ne kadar acizsin! Bak sadaka alacak kadar acizsin diyerek nefsime ders verdim."
‘Bu çocuğa dikkat edin!’ Turgut Özal, Zeyrek Camii’ne geliyordu. O zaman Turgut, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde talebe idi. Kardeşi Korkut da inşaat bölümünde idi. Onlar tâ o zaman (dergâha) devam ediyorlardı. Turgut tabii Ankara’da olduğu için her namazda bulunmazdı.
Ama geldiği zaman mutlak surette buraya gelirdi. Cuma namazlarını İskenderpaşa’da kılar, namazdan sonra Efendi Hazretleri’nin odasına gelir, diz çökerdi.
Sükunetle Hocaefendi’yi dinlerdi. Yine bir gün aynı vaziyette Cuma’dan sonra bizim de bulunduğumuz bir sohbetin ardından Hocefendi bana “Hacı Yusuf Bey, Hacı Yusuf Bey, bu çocuğu takip edin” dedi. Turgut o zaman DPT’de müsteşardı.
Ömrünün son yıllarında şiddetli rahatsızlıklar geçiren Zahit Kotku Hazretleri Hicaz’a gitti. Kutsal topraklarda rahatsızlığı iyice artan Zahit Kotku Hazretleri ağır hasta olarak 1980 yılının Şubat ayında dönmek zorunda kaldı.
Ağır hastalığına rağmen Ramazan ayında oruçlarını aksatmadan tutan Zahit Kotku Hazretleri, 13 Kasım 1980 tarihinde Hakk’a irtihal eyledi. Hocaefendi’nin cenazesinde büyük bir insan seli yaşanmış, cenaze, kılınan namazın ardından Süleymaniye Camii Haziresi’ne kendisinden feyz aldığı hocalarının yanına defnedilmişti.